Haftanın Gündemi

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Editör Köşesi

Sosyal Medya

ŞEYTANDAN KAÇIP TAĞUTA SIĞINMAK

2204'kez görüntülendi
Tunus ve Mısır’daki ayaklanmalardan görülen odur ki maalesef şeytani bir yönetimden kaçıp, Tağuti bir sisteme geçişin ayak sesleridir.

Tunusun sürgündeki muhalif lideri Gannuşi’nin açıklaması ile Mısır’daki Müslüman Kardeşlerin (İhvani Müslimin) açıklamaları üç aşağı beş yukarı Türkiye’deki AKP benzeri bir anlayışı benimsedikleri şeklindedir.

Emperyal güçlerin kurguladığı Büyük Ortadoğu Projesi içerisindeki ılımlı İslam projesinin uygulamaları adım adım gerçekleşmektedir. Bu projenin Türkiye’deki gönüllü savunucusu olan Pensilvanya (Pennsylvania) sakini, sığındığı ve taltif edildiği ılımlı İslam Projesi Mimarlarının ülkesinden (A.B.D) üslendiği bu kutsal (!) görevi mutluluk gözyaşları içerisinde izlemektedir.

İslami değerlerden taviz vererek iktidar olmak, şeytanın değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramayacaktır. Yani Ilımlı İslam Projesinin amacı İslami değerleri bütünlüğünü bozarak sulandırmaktır. Bunun anlamı ise şudur; İslam’ın ölümü sağlamak pahasında iktidar olmak ve küfrün hayat bularak devamını sağlamak. Bugün ülkemizde görülen manzara da maalesef budur.

Küfürle uzlaşarak iktidar olmanın hiçbir vahyi temeli yoktur. Vahyi temeli olmayan hiçbir iktidarın da Alah (cc) katında meşruiyetinden söz edilemez. Kaldı ki yönetim uygulamalarının bir kısmının vahyi temeli olsa dahi.

İslami coğrafyada yaşayan insanların çoğunun zaten vahiy temelli bir yaşamı istekleri görülmemektedir. Bu coğrafyada yaşayan insanların çoğunluğu seküler bir yaşamın içerinde kalmayı yeğlemektedirler. Bu yaşamı benimseyenler genelde batı (L) kültürün İslam coğrafyasındaki ülkelerdeki çeşitli propagandalarla zihin kirletmelerinin etkisi olduğu da inkâr edilemez. Ancak bu kirletmeyi aşmak için insanın ve toplumun değişiminin Rahmani bir süreçten geçme iradesini bu insanların mutlak bir surette sergilemedikleri de ayrı bir gerçektir. Bunun sonucunda da zulüm imparatorluğu sürüp gitmektedir. Yani eşkıyanın adı demokratik inanç sistemi de olsa dünyaya hükümdarlığı devam etmektedir.

Batı(L) emperyalizmi kendi şeytani düzenlerini icra etmek için NATO ve diğer örgütleriyle hedef ülkelerde ve özellikle İslam coğrafyasında, o ülkenin siyaset, medya, askeri ve sivil bürokrasi ile işadamlarından yerli işbirlikçi edindikleri vakidir. Örgütlü olan bu kişiler, İslami değerler manzumesini bozmak için çok sıkı bir baskı uygularlar bu baskıdan bunalan insanların( kendini tevhid sözleşmesinden habersiz Müslüman görenlerin) nefes almaları içinde kendi kontrollerinde ve kendi sistemlerine adapte etmek için de bir çıkış kapısı bırakırlar. Bu çıkış, genelde halkın değerlerini benimsermiş görünen partilerle sağlarlar. Denizde boğulan yılana sarılır özdeyişinde olduğu gibi. Halkta, kötünün iyisi yani “ehveni şer” anlayışıyla bu partilere yönelirler/yöneltilirler.

Ancak yöneldikleri/yöneltildikleri partiler emperyalistlerin kontrolünde olduğu için zaman içerisinde icra ettikleri bu küfrün, meşru olduğu anlayışı içerisine girerler. Yani şirk sistemin öz be öz savunucuları, yani küfür sistemin/tağutun, ta kendileri oluverirler, AKP yöneticilerinde ve yönetiminde görüldüğü gibi.

Bugün Mısır’da yaşananlara, “yağmurdan kaçıp, doluya yakalanmak” sözü bile çok hafif kalır. Doğrusu bu kaçışın adı “şeytandan kaçıp, tağuti bir sisteme sığınmanın” adıdır. Dolayısıyla Ülkemizde olduğu gibi Mısır’da da değişen bir şey olmamış, Tağut, dümenini sağ şeride kırarak, şirk sanatını icra etmektedir.

“İhvan-i Müslimin Ne İstiyor” sorusuna; Yazar ve İhvan-i Müslimin’in üst düzey yetkilerinden olan İsam el Aryan’ın, Timeruk sitesinde 15.02.2011 tarihinde ki çevirisi yayınlanan beyanatında; Din; kültürümüzün ve mirasımızın önemli bir parçası olarak görme ifadesi oldukça dikkat çekicidir.

“Mısırda din, kültürümüzün ve mirasımızın önemli bir parçası olmayı sürdürüyor. İlerliyoruz, temel İslami değerler olan evrensel özgürlük ve adalet ölçülerini kullanan demokratik, sivil bir devletin inşasını tahayyül ediyoruz. Demokrasiyi gelenekle bağdaştırılması gereken yabancı bir kavram olarak değil, İslami akideleri pekiştiren ve onlarla fitren uyumlu prensip ve erekler olarak benimsiyoruz.”

Mısır PEN başkanı Ekbal Baraka Mısır’daki kadın sorunu üzerine yazdığı kitaplarla tanınan yazarın Vatan Gazetesinden Müge İplikçiyle yaptığı söyleşide;

“Hiç kuşku yok ki 25 Ocak 2011’de başlayan olaylar tarihimizin en parlak günleri. 18 gün boyunca 30 yıllık bir baskı rejimine karşı mücadele ettik ve sonunda gerçek bir demokrasinin doğuşuna tanık olduk. Doğrusu Müslüman Kardeşlerin devrimden ders çıkardıklarını düşünüyorum. Mısırlıların çoğunluğu teokrasi değil demokrasi yanlısı. Kaldı ki Müslüman Kardeşler başkanlık için adayları olmadığını açıkladı. Şu ortada ki Parlamento ve Senato’da yer alacaklar ve muhtemelen çoğunluk sağlayacaklar. Bu surette tıpkı Türkiye’de olduğu gibi kabineyi kurma hakları doğacak”. Denilmektedir.

Her halde bu yazarların; Türkiye’de halkın fırkalara ayırtılarak birilerine düşman edildiğini, küçük bir dernekten, cemaatten tutunda siyasi partilere kadar tüm örgütlenmelerin birer lider sultasına dönüştüğünden haberleri bulunmamaktadır. Zira Türkiye vari bir yapılanma durumunda liderler sultasını aşarak bir daha zulme karşı toplu isyan yapamayacaklardır. Çünkü liderin yönlendirmesiyle karşıt gruplara düşman olunacaktır. Diğer bir ifadeyle kardeş kardeşi vuracaktır.

Ancak bu kadın yazara ve İhvanı Müslümin yöneticisine; çiğnedikleri önemli bir ilahi ikazı hatırlatmak isteriz.

“Sen dinlerine(inanç sistemlerine) uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.”(Bakara-120)

Tarihsel süreç içerisinde; Âlemlere Rahmet olarak, insanları karanlıktan aydınlığa çıkarma görevini yüklenen mü’min şahsiyetlere karşı Tağutların; Tevhitten taviz alma karşılığında uzlaşı içerisinde olacaklarını hep talep eder olmuşlardır. Ancak bu gibi tavizleri verdirerek şirke düşürdükleri insanlara daha sonra vermiş oldukları tavizlerin intikamını da almaktan da geri kalmamışlardır. Çünkü taviz verdirdiklerini ya öldürmüşler, ya küçük düşürmüşler ya da kendilerine benzetmişlerdir.

Şu halde iktidar olma adına tevhidi sözleşmeden taviz verme hareketi, kuşkusuz imana şirk bulaştırmak hareketi olacaktır. Bilindiği üzere ilk evvela tağutu reddetmeden Yüce Allah (cc) ile iman sözleşmesi yapılamayacağı aşağıdaki Ayeti Kerimelerde de apaçık belirtilmiştir.

“Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan, hak batıldan ayrılıp belli olmuştur. Artık kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse, işte o, kopması mümkün olmayan en sağlam tutamağa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir, bilir.” (Bakara-256)

“Şunları görmedin mi, kendilerinin, sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını sanıyorlar da hakem olarak tâğûta (o azgın şeytâna) başvurmak istiyorlar! Oysa kendilerine onu inkâr etmeleri emredilmişti. Şeytân da onları iyice saptırmak istiyor.” (Nisa-60)

Müslümanların zulme karşı çıkmaları kuşkusuz imani bir zorunluluktur. Ancak bu zorunluluğu yerine getirmek için tevhit sözleşmesinden taviz vermeden tağutla uzlaşı noktasından uzak olunmalıdır.

Orta doğuda despot yöneticilere karşı ortaya çıkan ayaklanmaların yanlış olduğunu elbette söylemiyoruz. Ancak devirdikleri iktidarların yerine getirecekleri yeni iktidarlarda demokratik inanç sistemini/dinini benimsemeleri halinde değişen fazla bir şeyin olmayacağını hatırlatmak içindir. Yukarıda da ifade edildiği gibi bunun adına; şeytandan kaçıp, tağuta (demokratik inanç sistemine) sığınmak denir ki maalesef ölümü göze alarak gerçekleştirdikleri bu ayaklanma (kıyam diyemiyorum) kendilerine bir kazanım sağlamayacaktır.

Irakta olduğu gibi oraya demokrasi getirdiklerini iddia edenler paramparça edilen halk kitlelerini partilere ayırarak birbirlerine düşman ettikleri için milyonu aşan insanın gerek işgalcilerin ve gerekse kendi aralarındaki anlaşmazlıklar nedeniyle ölümüne neden oldukları, sayılamayacak kadar insan hakkı ihlalleri ile birlikte ekonomik kaynaklarını da kaybettikleri unutulmamalıdır.

İşte bizim tepkimiz, insanların kanının haksız yere dökülmemesi ve yeryüzünde fesadın son bulması içindir. Bu nedenle görünen köy/Irak kılavuz istemez. Göz göre göre aynı yanlışa düşmesinler diye uyarı görevimizi yapıyoruz.

Örnek almak istedikleri Türkiye’nin acı gerçeklerinden bu şahısların herhalde haberleri yoktur. Çünkü Türkiye’de; Demokratik inanç sisteminin propagandasını yapanların tamamına yakın bölümü İslami inanç sistemini yavaş yavaş ısıtarak buharlaştırıp yok olması gayreti içerisindedirler. İslami inanç sisteminin argümanlarına olan bakışlarında zerre kadar iyi niyet gözükmemektedir. En ufak bir İslami talebe karşı bile bir kaşık suda fırtınalar koparabilmektedirler. Ancak İslami inanç sistemince haram sayılan argümanlara da alabildiğince özgürlük isteyebilmektedirler. Dolayısıyla demokratik inanç sistemi, İslami inanç sisteminin en büyük düşmanlarındandır.

Unutulmaması gerekir ki İslami inanç sistemi hayatın tamamını inşa edecek kabiliyete ve mekanizmaya sahiptir. Çünkü İslami inanç sistemi Her şeye kadir olan Allah (cc) nun rahmet projesidir ki müntesiplerine cennet vaat eder. Bunun dışında ki tüm inanç sistemleri ise hiçbir şeye kadir olamayan şeytanın zulüm projesidir ki müntesiplerini cehenneme sürükler.

“Rabbinizden size indirilen (Kur'an-ı kerîm) e uyun, ondan başka (larını) velîler (edinib de kendilerin) e uymayın. Ne kadar az öğüt tutuyorsunuz!” (Araf-3)

“Allah’tan başka veliler edinenlerin durumu kendine bir ev yapan örümceğe benzer. Evlerin en çürüğü örümceğin evidir. Keşke bilselerdi.”(Ankebut-41)

Onur ve izzet mi istiyorsunuz? Bunu Allah katında tek din olan İslami inanç sistemi dışındakilerde bulamayacaksınız. Her Milletin bir ömrü olduğu gibi her rejiminde(Demokratik rejiminde/inanç sisteminin de ) bir ömrü vardır. Vesselam..

Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2013-08-10 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

Kitaptan sana vahyolunanı oku, salatı da eda et Çünkü salat(islami değerler) insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor. Ankebût Sûresi 45

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com