Haftanın Gündemi

Kiminiz mezhep, parti dernek, kiminiz vakıf tarikat, Tevhidi parçaladınız, budur acı hakikat. Vaz geçin bu küfrünüzden, topluca sarılın Allah’a, Yeter artık yıkılsın, İslam’a kurduğunuz barikat. (A.K.U)

Ziyaretçi Defteri

Hayırlı olsun 10-08-2013
Yeni web siteniz hayırlı olsun. İyi çalışmalar
Tüm Notlar <-

Üye Girişi

  • Makale gönder
  • E-posta :
  • Şifre :
  •  

Arama

Sosyal Medya

İSLAM VE BARIŞ

2061'kez görüntülendi
İSLAM VE BARIŞ “…HEPİNİZ TOPTAN SİLM’E (BARIŞA, ESENLİĞE SELAMETE) GİRİN…” ( Bakara suresi 208. Ayet) Ham göklerin yeri ve bu ikisi arsındakilerin Rabbi Rahman ve Rahim Allah’a, sâlat vesselam O’nun kulları hidayet bulsunlar ve yeryüzünde Allah’ın nurunu tecelli ettirsinler diye göndermiş olduğu Resullere ve takipçilerine olsun. Her şey zıddı ile kaimdir ilkesinden hareketle İslam ve Barış konusu üzerinde düşünmek ve özelliklede kavramların ve onlara yüklenilen manaların ve çıkarımların çok çok farklı olduğu günümüzde bunun Kur’an’i bir perspektifte değerlendirmenin zarureti çok daha fazla önem kazanmaktadır. İçerisinde yaşadığımız dünyanın hemen hemen her bölgesinde kan, gözyaşı ve acımasız bir savaş sürüp gitmektedir. Bu savaşlar illaki fiili yani tankla topla uçak ve füzelerle olan bir savaş değil kültürel, ekonomik, siyasi dini, mezhebi, etnik ve daha başka alanlarda yoğun bir şekilde devam etmektedir. Bilindiği üzere İslam’ın olmazsa olmazı olan beş unsurun emniyetinin garanti altına alınması şarttır. Bu beş unsur sırasıyla can, akıl, nesil, din ve mal emniyetidir. Bu unsurlardan her hangi biri veya bir kaçı taarruza uğradığında buna karşı haklı olarak bir savunmaya geçilmektedir. Yeryüzünde ilk insan kanı, bilindiği gibi Hz Âdemin iki oğlunun kıssasında anlatılan olayda gerçekleşmektedir. Tamamen kıskançlık, çekememezlik ve haset sonucu ortaya çıkan bu katlin neticesinde pişman olan failin cesedi dahi ne yapacağını bilemez bir acziyet içerisinde olduğunu görüyoruz. O zamanda pişmanlık gösterebilen insanın bu günlerde bu pişmanlıktan çok çok uzak olduğunu hatta kendi cinsinden olanları katletmekten zevk alan bir konuma geldiğini dehşetle görmekteyiz. 27- Onlara Âdem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah'a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: 'Seni mutlaka öldüreceğim.' (Öbürü de:) 'Allah, ancak korkup-sakınanlardan kabul eder.' ________________________________________ 28- 'Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.' ________________________________________ 29- 'Şüphesiz kendi günahını ve benim günahımı yüklenmeni ve böylelikle ateşin halkından olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası budur.' ________________________________________ 30- Sonunda nefsi ona kardeşini öldürmeyi (tahrik edip zevkli göstererek) kolaylaştırdı; böylece onu öldürdü, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu. ________________________________________ 31- Derken, Allah, ona, yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. 'Bana yazıklar olsun' dedi. 'Şu karga gibi kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?' Artık o, pişman olmuştu. Buradaki ayetlerden anlaşılacağı gibi kurbanı kabul edilmeyen kendini yenik saymış kardeşinin kabul edilen kurbanının ona avantaj kazandıracağını hissetmiş, şeytanında fısıltı ve teşvikiyle kardeşini katletmişti. Hz Yakup’un oğullarının kardeşleri Hz Yusuf’a reva gördükleri zulmün de temel nedeni yine hasedin ve çekememezliğin yani diğer bir ifade ile maddi ve manevi kazanç kaybının endişesinin sonucu idi. Yine bunun delillerinden bir başkası da Müddesir suresindeki şu ayetlerdir. ( 74/ 8.19.20.) “Zira o, düşündü ve ölçtü biçti. Geberesice, nasılda ölçtü biçti! Lanet olası nasılda ölçtü biçti! Siyer kitaplarında bu ayetin Velid bin Mugire hakkında nazil olduğu rivayet edilir. Özelde bu şahsın vahiy karşısında sergilemiş olduğu olumsuz tavrın tüm insanlarda sadır olabildiği ve olabileceği çok açıktır. Bu ve benzeri şahıslar Allah’ın sırf imtihan amaçlı vermiş olduğu mal ve iktidarı kaybetmeme adına hesap kitap yapıyor, eğer Hz Muhammedin getirmiş olduğu elindekinden zahiri anlamda ve tamamen dünyevi getiri bakımından daha iyi bir sonuç doğuracaksa hemen ona iman etmeyi yeğliyordu. Ama gördü ki Hz.Muhammed’in getirmiş olduğu mesaj değil maddi artırımı maddi kaybı doğuracak özelikte idi. O ve benzerleri “eldeki serçe damdaki tavuktan iyidir” mantığını taşıyorlardı ve bunun ellerinden gitmesin karşı her türlü tedbiri almaktan çekinmiyorlardı. Bu konuyla ilgili bir başka delilde “Dediler ki: Sen bizi, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden çeviresin de yeryüzünde büyüklük yalnız ikinize kalsın diye mi geldin? Biz size inanacak değiliz! Hz Musa Allah’tan aldığı vahiy gereği firavuna gelmiş ve onları hakka, tevhide ve adalete çağırmıştı.Ancak firavun ve avanesi bu ayette geçen şekliyle karşılık vermişlerdi.. Henüz Hz Adem, cennette iken iblisin fısıldadığı “ebedi yaşamağa erme” cazibesine kapılmamışmıydı?. İblis Hz. Ademin yaratılmasını kabullenemedi ve ondan dolayı Rabbine secde etmeye yanaşmadı. Böylece Hz. Adem ve nesliyle şeytanın ve askerlerinin savaşı başlamış oldu. Bunun arzdaki ilk yansıması Ademin iki oğlunun (Habil, Kabil) kıssasında anlatılan olayla gerçekleşti. Yukarda belirttiğimiz beş unsurun muhafazasından (can, akıl,nesil,din ve mal) hareketle yeryüzünde işlenen ilk cinayetle birlikte adem oğlu şeytanlaşan iblisin ve askerlerinin iğvasıyla sürekli biribiriyle didişir ve savaşır hale geldiler. Hak ve batıl, Tevhid Şirk İman küfür, hidayet ve dalalet, doğru yanlış, güzel çirkin, temiz pis vs çatışması sürekli yaşanır hale geldi. Oysaki her şeye rağmen Rabbimiz Allah azze ve celle Hz Âdemin tövbesini Kabul etmiş ve tüm insanlığı kıyamete kadar yeryüzünde yaşamağa mecbur kılmıştı. Bunun gerçekleşebilmesi içinde Rabbimiz kulları için hayatta kalma gereksinimi olan lütuf ve nimetlerini bahşetmişti. Maddi alanda gereksinimlerini rahatça sağlayabilmesi için gereken kolaylığı sağladığı gibi manevi anlamda da rahmetini ve lütfunu kullarından esirgemedi. Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.” Bakara suresi 38. Ayet “Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nahl Suresi, 17-18) Zaten Rabbimizin, iblisin kıyamete kadar biz insanlarla savaş halinde olacağı uyarısında bulunduğunu biliyoruz. Barışın olabilmesinin, insanın şeytana ve nefsine değil Allah’ın indirmiş olduğu vahye sıkı sıkıya sarılmakla mümkün olabileceğini farketmek gerekir. Bu farkındalığa iman etmiş olanların ancak barıştan yana bir sözü, bir önerisi ve bir mücadelesi olabilir. Barışı yeryüzünde tesis etmeye layık olanlarda yine bu kesim olacaktır. Allah azze ve celle biz insanlara her daim vahiy ve elçi gönderdiğini ifade etmektedir. Yine bununla birikte şeytan ve dostlarının kıyamete kadar maddi ve manevi anlamda saldırı halinde olacağı konusundada yine vahiy kanalıyla biz ademoğularını uyarmaktadır. Geçmişte yaşamış olan ve ibret alınması gerektiği belirtilen kavimlerin helak sebebi tamamiyle dünyevi çıkarlarının ve kafalarına ( hevalarını ) göre olan yaşantılarının yok olmasını istememeleriydi. Mesela Hz Şuayb’ın getirmiş olduğu mesaja karşı söyledikleri şundan ibaretti. “84- Medyen (halkına da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik) .(94) Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın; gerçekten ben, sizi bir 'bolluk ve refah (hayır) ' içinde görüyorum. Doğrusu ben, sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum." 85- "Ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı -adaleti gözeterek- tam tutun ve insanların eşyasını değerden düşürüp- eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın." 86- "Eğer mü'minseniz, Allah'ın bıraktığı (helal işlerden olan kazanç) sizin için daha hayırlıdır. Ben, sizin üzerinizde bir gözetleyici değilim."(95)” ( Hud suresi ) Görüldüğü üzere savaşı isteyen Resuller değil şeytan ve dostlarıdır. Çünkü onlar yapmış oldukları fiillerle hem nefislerine hem de halka zulmediyorlar ve yeryüzünde fitne ve fesadın yaygınlaşmasını istiyorlar. Düzeni yıkıp kargaşa çıkmasını istiyorlar. Çünkü onlar bunun üzerinden saltanat sürüyorlar. Şeytanın adımlarını izleyen insanlar pekâlâ biliyor ki Allah var, ahiret var. Ancak her şeye rağmen Allah’ın onların yeryüzündeki yaşantısına ( vahiy yoluyla) müdahil olmasını istemiyorlar. Adeta “Ey Allah’ım tamam sen bizi yarattın gökten su indirdin, bizleri güneşinden ayından, havandan suyundan, toprağından nimetlen diriyorsun, ama ne olur bizim dünyadaki yaşantımıza müdahale etme. Nasıl kazanırsak kazanalım nasıl harcayacaksak harcayalım nasıl yiyip içip gezip tozup günümüzü gün edeceksek edelim, ister zalim olalım ister haydut olalım ama karışma bizim hayatımıza” diyorlar. Oysaki Allah insanları yaratmış ve başıboş bırakmış değildir. Onları ve kâinatı oyun ve eğlence olsun diye yaratmamıştır ki insanlara kafalarına göre yaşam serbestliği versin. Günümüzde süper güç diye tarif edilen ülkelerin yapmış olduğu da bundan farklı değildir. Onlar yeryüzündeki kaynaklar sadece kendileri için yaratılmış gibi davranarak, büyük bir hırsla onları yutmaya çalışmaktadırlar. Onlardaki bu hırs ve tamah diğer insanlar her kim olursa olsun her neye inanırsa inansın bir anlam ifade etmemektedir. Yeryüzünü kan gölüne çevirmekten hiç çekinmemektedirler. Hatta onlar sadece hem cinslerine değil diğer canlılara da acımasız davranmaktadırlar. İslam Allah’ın yeryüzünde yaratmış olduğu insan için beğendiği kabul ettiği yaşam biçiminin adıdır. İslam hem fert fert hem de topluca insanın dünyada hak ve adalet üzere yaşamasını vaaz eder. Bu Allah’ın vaazıdır. Bir kul için Allah’tan daha güzel vaaz kim edebilir. Rabbimiz olan Allah azze ve cellenin rahmetinden ve bu lütfundan gerektiği gibi faydalanmanın yolu kitabımız Kur’an’ı Kerim’e sıkıca sarılmakla mümkün olacaktır. Barışın tesisi için çalışacakların yegâne yolu da bu yoldur. Sadece insana karşı esenlik ver selametlik değil diğer tüm canlı ve hatta cansız varlıklara bile şefkat ve merhametle yaklaşımın ,davranışın ve fiilerin adıdır islam. Namazlarımızda okuduğumuz “ bizi doğru yola ilet nimet verdiklerinin yoluna” derken aslında nimetin İslam’dan yani Allah’ın indirdiği vahiyden başkası olmadığını ifade etmiş oluyoruz. Her kim ki bu talebin yerine gelmesi için gayret gösterirse karşısında mutlaka gerek nefsini gerek şeytanı gerekse şeytanın iki ayaklı insandan olan dostlarını bulacaktır. İslam barış dinidir derken her türlü haksızlığa zulme tuğyana, fıska ve fücura, her türlü çirkinliğe ve pisliğe sessiz kalması demek değildir. Aksine tüm bunlara top yekûn savaş açan bir dindir. Ve bu anılan tüm münkerlere ve fitnelere karşı Allah azze vecelle savaş emri vermektedir. “Fitnenin kökü kazınıp Allah'ın dini kesinlikle egemen oluncaya kadar onlarla savaşınız. Eğer yaptıklarından vazgeçerlerse, hiç şüphesiz Allah onların ne yaptıklarını görür. ( Enfal Suresi 39. Ayet. ) Görüldüğü üzere barışın teminatı yukardaki olumsuzların ortadan kaldırılmasıdır. Bu cihetle barışı tehdit edip yok eden unsurları birkaç maddeyle sıralayacak olursak 1 İktidar yani maddi ve manevi çıkarın her şeyin önünde tutulması ( Örneğin Hz. Yakup’un oğullarının Hz Yusuf’a olan yaklaşımları gibi ) 2 Kıskançlık, haset, çekememezlik ( Örneğin Hz Muhammed’e verilen Risalet görevini kıskanan Ümeyye oğulları, Haniflerden bir kısmı ve Yahudiler) 3 Heva ve heves (“ Arzusunu ilah edineni gördün mü?” Bknz Furkan Suresi 43. ayet) 4 Atalar dinine bağlılık (Onlara: 'Allah’ın indirdiğine Kur’ân’a tâbi olun, Kur’ân’ı uygulayın' denildiğinde: 'Hayır. Biz Kur’ân’a değil, gördüğümüz, bildiğimiz atalarımızın yoluna, hayat tarzına, onların uygulaya geldikleri eski âdetlere, geleneklere uyarız' derler. Atalarının akılları hiçbir şeye ermiyor olsa da, onlar hak yolu tercih etmemişler, doğruyu, aydınlığı, refahı bulamamışlarsa da mı, onların yolundan gidecekler? ( Örneğin: Bakara Suresi 170. Ayet) 5 kavmiyetçilik (asabiyet) ( Örneğin Yahudilerin peygamberliğin Araplardan çıkmasını kabul etmemeleri, günümüzde de egemen güçlerce etnik kökenin dayatılması ve ya bir başka etnik yapıyı yok sayıp asimile etme ya da yok etme gibi) Elbette bu maddelere birçok ekleme yapılabilir. İlk akla gelenler olarak bu maddeleri tek tek incelediğimizde barışın ve savaşın temel itibariyle bu eksenler üzerinde ve bunların etrafında cereyan ettiğine şahit olmaktayız. İslam tüm bu olumsuzlukların kökünü kazımak yeryüzünde adaleti ve mizanı tesis etmek ve kötülükler tamamen yok olmuyorsa da onu en asgariye indirmek için indirilmiş olan bir dindir. Adaletin olmadığı her yerde zulüm vardır. Tevhidin olmadığı her yerde şirk ve küfür vardır. Dolayısıyla toptan Allah’ın indirdiği vahye sarılmak yeryüzünün insan için bir cennete dönüşmesinin temel yoludur. Bu yol Resullerin tamamının yoludur. Bu yol Rahmanın kullarına sonsuz rahmetinin tecellisinin yoludur. Bu yazıda İslam ve barışın yolunu ve bu yolun ve bu yolun yolcularının karşıtlarını anlatmaya çalıştık. Şu sürekli akılda tutulmalıdır ki Müslüman her daim teyakkuz halinde, birlik ve beraberlik içerisinde ve Allah’a dayanarak ve manevi gücünü buradan alarak maddi gücünü de hazır tutarak yaşamını sürdürmelidir. Nitekim bir ayeti kerimede Rabbimiz şöyle buyurmaktadır “Allah'a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir”. ( Enfal Suresi 46. Ayet) Barışın yegâne teminatı toplumda emri bilmaruf nehyi anilmünkeri yaygınlaştırmak ve bunun için güç birliği yapıp vahye uygun usullerle ve Resulü bir üslupla mücadele etmektir. Şeytan aleyhillanenin ve insandan ve devletlerden olan dostlarına karşı Kur’an’ın emrettiği ve Resulün örnekliğinde ve çağın gereksinimleri dâhilinde her mümin bilinçli şuurlu aksiyoner ve sabırlı bir hayatı kuşanmak zorundadır. İslam’ın selametini hem dünyada hem de ahirette görebilmenin yegâne yolu budur. SELAM VE DUA İLE

Yazan: A.Kerim ULUDOĞAN Ekleme Tarihi: 2013-08-10 , Kategori: Makale

Bir Portre

Bir Ayet

“Onlar kendi canları çektiği hâlde, yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler: «Biz sadece Allah rızâsı için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkarız.» (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenâlığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.” (el-İnsân, 8-11)

Hikmetli Bir Söz

Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.(Kırk Hadis)

Ne Okuyalım

f
Tüm hakları saklıdır © 2013
kerimuludogan@hotmail.com